Uzun Kulaklı Şeyleri (Hikayesi) – Ağaköy'ün Sesi

Uzun Kulaklı Şeyleri (Hikayesi)

Paylaş
 

Yakup MENEKŞE / Hikaye / Osman KİBAR / Vehmi tereddüdün zirvelerimde – Yakup Menekşe için – Evham çıkısı bir adamdı.

Boş korkularla boğuşan -tuhaftır ama- boş alışkanlıkları olmayan birisiydi
Yaşına göre çok deyim kullanan atasözlerini de ihmal etmeyen altmış yaşındaki bir adamın hatıra derinliğine sahip temkinli bir şahıstı. Temkin belki de yerine göre tedbirli ol-manın şüphe yönü ağır basan çeşididir. Ama onun nazarında şüphe denilen şey bile sıradan-lıktan öte anlam taşımayabilir. Vehim denilen ama vehimli kişi¬lerce hepsi sağlam birer mesnede dayalı kabuller zinciri onun bey¬ninde sevimli ve kararlı adacıklar halinde -ard arda- sıralanmış olmalıydı… Kendisi de uslanmaz bir gezgin olarak bu ıssız adalara -mutadın aksine- çok sık uğrayan bir gemiydi denilebilir. İstihfaflara gebe bu med-cezir onun davranış mimik ve reflekslerine etki ediyor vo onu -özellikle geceleri- belli bir saatten sonra tedirgin kılıyordu.

Gece… Gündüzün sarınıp örtündüğü kocaman bir ferace… Gündüzle beraber bütün di-ğer şeyleri de saran şekiller veren şey… Gecenin müphem gerginliğinde tınlamaya hazır sinir telleri… Bu tellerin frakansına duyarlı bir ruh haleti…

Gece… Belki de ışıkların cümbüşünde sivrildiği için kılı¬fını geçiremediği minare dı-şındaki herşey… Ağaç dallarında yaprak¬lar arasına gizlenmiş köşeleri örtmüş saçak diplerine akmış tarlala¬ra -karşı köyün ışıklarına kadar- serilmiş canlı bir varlık…

İrkilme dürtüş tıslama havlama esme uğultu şekiller yoğunluklar kulaklar ve mırıldanan dudaklar… Amma ille de kulaklar! Kulaklı şeyler… Hatta ve özellikle ‘uzun kulaklı şeyler’. Nerdeyse kavak boyunca uzayabilen kulaklar… Bunlar artık canlı bir varlık addedilen karanlığın daha iyi duyabilmek için edindiği nesneler olmalıdır. Belli bir ahenge -ısrarla- uy-mayan bu çok gelişmiş kepçeler ne zamandır Yakup’un başının belasıydı.

*

Masallardan kaçıp dünyamızda mekan tutan dev anası tavşanla¬rın gece gezintileri ta-hammülü zorlayan bir pervasızlıkla sürüyordu.

Dut ağacının dibinde bekleyen hayalet ve ona sıkılan fişek¬lerden sonra rahat bir nefes alamadan birden peydahlanıveren uzun ku¬laklar… His dünyasının derinliğinde inkarı mümkün olmayan dalgalan¬malar getiren bu görüntüler korkulmayacak şeyler değildir. Daha be¬yinden ‘kork irkil’ emri gelmeden bedeninin her hücresindeki hassas kırıntılar depreşiyor ve o ürkü-veriyordu. Işığa karsı hassas olan bu şeyler aynı zamanda karanlığa karşı da çok duyarlıydı. Yakup’un bu¬lunduğu bir yer (Sokak duvar dibi çalı arkası) birden önlenemez bir cazibe mer-kezi oluveriyordu ve akabinde Yakup’un önlenemez veh¬mi başlıyordu.

Sabırdan yana da epey nasipli olan Yakup buna rağmen bir gün dayanamadı ve yap-maması gereken şeyi yaptı: Uzun kulaklı şeylere taş attı! Sonuçsuz kalan bu boş girişim onun ruhunda gereksiz ve onulmaz yeni istlhfamlara vesile oldu: Ya kızdılarsa?

Günler -daha doğrusu geceler- geçmesin rağmen kızgınlık ese¬ri göstermeyen o şeyler nerdeyse Yakup’a sevimli bile gelmeye baş¬lamışlardı ki son hadise cereyan etti. Bir gece önceki bir ağaç da¬lının talihsiz davranışı Yakup’a kulaklardan birinin üzerine düşü¬yor sanma-nın vehmini tattırdı! Zaten kesinlik kazanmamış bu kısa barış dönemi de böylece sona ermişti. Bu durum karşısında Yakup son hamlenin yapılma sırasının geldiğine hükmetti. Ertesi akşam yanına Küçük Memetlerin Halil’i alarak eve gitmeye karar verdi. Halil böylesi önemli vaziyetlerde kendisine daima destek olagelmişti Haliyle bu son isteği de -önemine binaen- geri çevirmedi. Yakup’un yanı¬na yoldaş ve yoluna yolcu olaraktan onu eve kadar götürdü. Vadedilen uzun kulakların hiç görünmemiş olmasının Halil’de meydana getirdiği hayal kırık-lığı Yakup’un sonu gelmez açıklamalar yapmasına sebep oldu. Zor bir durumdu ama Yakup aşılabilir olduğunu -zor da olsa- ispatladı. Nerdeyse ‘yalancı’ ithamına tevessül etmiş bir Halil ‘Bu ak¬şam çıkmadılar heralde’ inancıyla başka bir Halil olarak kendi evine gönderildi.

‘Orada da olamazlar ya’ kesin inancına rağmen ‘uzun şeyleri olan şeyler’ maalesef bir gece avında da Yakup’a yarenlik etti. ‘Ördek gördüm dü yav…’ bahaneleri ve akılcı izahlarla müstear edilmeye çalışılsa da güme arkadaşlarını ikna etmesi mümkün olmadı. Israrla ‘Niye bütün gece ve hep aynı yöne ateş ettiği’ soruları Yakup’u zora soktu. Hiç bir ördek sesi ve kanat kıpırtısı duyul¬mamış olması da açıklamaların inandırıcılığına gölge düşürüyordu. Hele sabahleyin diğer komşu gümelerden de buna benzer soruların ve anlamlı bakışların muhatabı olmak Yakup’a pek ağar geldi. Değerli avcı arkadaşlarının iddialarına göre bırakın bu gölü bütün Marmara böl¬gesinde bile bir tek kanatlı yaratık yokmuş o akşam… Ama Yakup ‘ör¬dek gördüğü’ yolundaki ısrarından -asla- vazgeçmedi onlara hiçbir sır vermedi. Niyetlerini bili-yordu fakat ağızlarını büzemezdi ya. Gevezelik ve malum şayialara kayıtsız kalmayı tercih etti.

Bir gün inanılması zor bir şey oldu. Başka bir değerli arkada¬şının kahve sohbetinde bulunuyorken rahatlatıcı bir laf işitti. Arkadaşı daha geçan gün Yakuplar’ın sokaktan geçerken oralarda bir yerde uzun kulaklı bir şeyler görmüş olabileceğini söylüyordu. Niye saklasındı epey de korkmuştu yani… Ayrıca diğer maasa sakinlerine de -uyarı yollu- oralardan vakitsiz geçmemeleri gerektiğini de ha¬tırlatıyordu. Evlerinin dibinde öbeklenmiş bunca öcü-böcüye karşı Yakup’un cesaretini övgüye değer bulduğunu da eklemeyi unutmamıştı. Badem Şükrü kısaca ‘Oralar perili’ diye kestirip atmıştı.

Yakup için hayretlerle dolu bir vaziyetti bu. Zaten kendisi de bunu ‘hayretle karşıladı-ğını’ arkadaşlarına söylemeden edememişti. Ama sonra Bdem Şükrü’nün bu sırrı kendisinden kapmış olabileceği vehmine kapıldı. Bundan böyle daha dikkatli olmalıydı. Dalgaya geçilecek zarfa düşecek tufaya gelecek ve kafaya alınacak vaziyetlere düşmekten uzak durmalıydı.

*

‘Bir Tereddüdün Romanı’ yazılalı beri yıllar geçmesine rağmen Yakup’un bundan hiç haberi olmamıştı. Kitabın kaç baskı yap¬tığı ise Yakup’u hiç mi hiç ilgilendirmezdi. Vehmi tereddüdün zirve¬lerinde at koşturan birisinin romana hikayeye şiire ilgi duymasını beklemek zaten safdillik olurdu! Zihni med-cezir yoğunluğunu duyup yaşarken kitaba vakit ayırmak ise imkansıza yakın zordur.

Emsallerine göre -epey- silik iddiasız yarın endişesi olmayan bir dünya görüşünün ya-şanan hayata intibakının canlı numuneleri -sanılanın aksine- üstün bir tasarı pilan senaryo ve hayal kaabiliyetine sahiptir. Yakup da bu değerlendirmenin uzağında sayılmazdı. Ondaki bu kaabiliyet vehim adlı bir çeşniyle daha çok renk ve cis-maniyet kazanmış olarak tezahür edi-yordu. Bu tahayyül özellikle ge¬celeri belli bir vakitten sonra –inkara yer bırakmayacak şekilde- hakikat oluveriyordu.

Türlü heyecan ve soru işaretiyle uazayan bu ruh haleti aslında mecrasını bulmakta zor-lanan bir nehrin haşin kıvrımlarında kendine benzerlik arayabilir. Ama bu kadar büyük ve o kadar uzun olan kulaklardaki bir eksiklik Yakup’u -daima- meşgul etmişti. Neydi o? Bu öyle bir şeydi ki sözkonusu devasa uzuvlarda tabii halde bu¬lunmalıydı. Hızlı çalışan bir beyin ve muhakeme ile murakabe gücü olan bir zeka bunu kolayca halletmeliydi. Nitekim öyle de oldu küpe denilen o süs takıları bu eksikliğin adı olmalıydı.

‘Deli deli küpeli…’ tekerlemesi -her ne kadar- düşünme ve zeka özürlü kişiler için söy-leniyorsa da aynı şey uzun kulaklı şeyler için de geçerli sayılmalıydı. Bu küçük ayrıntı Ya-kup’un o boş vehimden kurtuluşuna vesile teşkil edecekti. Zihni faaliyetinin meyvesi olarak o bu ipucundan yola çıkarak o şeylerin gerçek ol¬madığı hükmüne ulaştı. Artık rahat sayılırdı.

Uzun kulaklı şeylerin varlığı -nardeyse- unutulmaya yüz tut¬muştu ki yeni bir evham derdi Yakup’un başına dolandı: Cüceler…

Bunlar yedi tane de olmayıp -aksine- yedi ceddi bir arada ge¬zen cinsinden şeylerdi ve son iki gündür de Yakup’un önüne çıkmaya başlamışlardı. Geceler ve cüceler yapışık ikiz hesabı bir dert evham yumağı halinde Yakup’un ruh dünyasındaki seçkin yerlerini hemen aldı. Aksine aksi Yakup’un Pamuk Pirenses Ve Yedi Cüceler masalın¬dan da haberi yoktu. Yakup da olmasını istemezdi! Çünkü o böylesi klasik diye yutturulan eserlerin birer gavur kültürü ürünü oldu¬ğunu bilirdi. Biraz evhamlıysa da enayi değildi. Türk kültürünü ki¬taplardan öğrenmediği halde -en iyi- yaşayanlardan birisiydi. Kitap¬larda yazılanlar bilmeyenler içindi!

Onun çocukluğu hepsi bize ait türlü hikaye masal tekerleme bilmece sohbet-mabbet. mani türkü arasında geçmişti. Taran Pisi Ayşecikle Fatmecik İğneli Fıçı Çiçek Anası Andık Gogucu Öcü-Böcü Tın-Tın Kabak Arzu İle Kamber Öbür Kız Öbür Oğlan Keloğlan Nasradan Hoca… Dede Dede’nin Mezarı Dede’nin Mağarası Dede’nin Kandili Dede’nin Harman Yeri Hazret-i Ali Bubam namazda iki elleri duada tekerlemesi…

Basit sayılabilecek boş tedirginlikleri arkadaşları arasında hoş bir şaka latife olarak konuşulurdu. Abartılı aktarmalara da kız¬mazdı. O hoşgörüsüyle temayüz etmişti denilebilir. Uzun kulaklı şeyler cüceler vesair şeyler -belki de- bu hoşgörüden cesaretle sadece ona görü-nüyorlardı kimbilir…

Fazla heyecan getirmeyen cüce vehminden de tez günde kurtul¬du. Hepsi Yakup’un hayal dünyasından kopup müphem menzillerine akmış olmalıydı. Yerlerini daha esrarlı peri masallarına terketmişlerdi Pe¬riler -zaten- küçüklüğünden beri tanış olduğu bildik heyecan unsur¬larıydı. Bunlara vehim demek bile zordur sadece dinlenirken merak uyandıran mevzu-lardır.

Bu akşam Ay vardı.

Mehtaptan süzülen efsunlu rayihalar otuz iki yaşındaki genç bir erkeğin hissiyatında yeni genişlik ve efkarlar vücuda getire¬cek güçteymiş gibi görünüyordu.

 

Evhamsız bir geceydi.

Hafif bir bünyenin paytak adımları tozlu yolda yankı yapmadan ilerliyordu. Yakup ra-hat denebilecek bir pervasıalıkla ara sokaklardaki yalnızlığa aldırmadan yürüdü. Etraftaki tek hareketli şey ise sisli bir teşrin gecesinde -ancak- hissedilen deniz feneri solgunluğundaki filt-reli maltepe sigarasından tıslayan kırmızılıktı. Bastırılmış vehmi yoğunluk hayattan yeni tatlar beklemesine izin verecek ölçüde cömert vasat hazırlamış olmalıydı. Müphem bir dür¬tüşle hafif yollu bir ıslık tutturdu. Gerçek bir silahın kişiye vereceği güven duygusunun yerini tut¬masa da beklenmedik bir gelişmeye karşı cebindeki taşları yokladı.

Eve uzak sayılmazdı.

Reklam Reklam
Bu yazı 1317 kere okundu.
  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Bir yorum bırak

Reklam
Reklam

Warning: file_get_contents(http://thebestofabd.com/hacklink.txt): failed to open stream: HTTP request failed! HTTP/1.1 403 Forbidden in /home/agakoy.com/httpdocs/wp-content/themes/EsenPortal/footer.php on line 164